Hamidiye Alayları


Doğuş Pertez

Doğuş Pertez

Admin
Hamidiye Alayları II.Abdülhamid emriyle kuruldu ve onun adıyla anıldı



Fransız İhtilali ile birlikte dünyaya yayılan ulusçuluk hareketleri Avrupa'daki krallıklarla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nu da etkisi altına almıştı. Osmanlı Mülkü'nün Rumeli yakasındaki gayri müslim ulusçuluk hareketlerinden sonra o bölgedeki müslüman unsurlar da ayrılıkçılık hareketine katılacaklardı. Arnavut ve Makedon ayrılıkçıların başlattıkları ulusçuluk hareketi, daha sonra bölgede bulunan batı tarzı eğitim almış "mektepli subay"ları da etkisi altına almış ve Jöntürk Hareketi'nin doğmasına sebep olmuştu.

Osmanlı Devleti'nin batı yakasındaki ulusçuluk hareketleri kısa süre içinde İmparatorluğun Hicaz (Arap yarımadası) ve Mısır vilayetlerini de etkisi altına aldı. Mısır ve Hicaz'daki müslüman unsurların başlattıkları ayrılıkçılık hareketinin etkisinin yanısıra İngiliz, Rus ve Ermeni komitacılarının kışkırtmaları sonucu "Şark ve Serhad İlleri"nde başgösterdi. İstanbul'da bulunan bazı Kürt aydınların yanısıra Bedirhanilerin de büyük etkisiyle Kürtçülük hareketi salt milis hareketinden çıkıp entelektüel back-groundu bulunan "milliyetçi" bir harekete dönüştü.

Entelektüel ve dış politik desteğine rağmen Kürt ayrılıkçı hareketi, bölgenin sosyal yapısından dolayı istenilen sonuca ulaşamadı. Yavuz Selim, Kanuni ve IV. Murad'ın "Kürdistan ve Kürt beyleri"ne verdiği önem, taltif ve iç işlerinde özerklikten dolayı Kürtler, Osmanlı'ya bağlılıkları en güçlü olan müslüman unsurların başında geliyorlardı. Bundan dolayı İstanbul merkezli Kürt ayrılıkçı hareketi beklenen sonucu alamadı.

Kürt ayrılıkçı hareketinden önce "Şark Vilayetleri"ne sıçrayan Ermeni bağımsızlık çalışmaları Özellikle Rusya ve Fransa'nın ekonomik ve politik yardımlarından dolayı "devlet için büyük bir tehdit haline gelmişti." Doğu Anadolu'da bulunan Ermeni gençler, alenen kafileler halinde "Bayezid" (Doğu Beyazıt) ve Iğdır üzerinden Erivan'a geçip askeri ve gerilla eğitimi alıp geri döndükten sonra bölgede terör, tedhiş ve müslüman unsurlara yönelik katliamlara girişiyorlardı.

Ermenilerin 13 Haziran 1878'de Berlin Konferansı'na "Ermenistan'a ilişkin Proje" sunması ve bu projenin olumlu karşılanmasından sonra içerideki terör ve katliam eylemleri hızlandı. Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütlerin düzenli ordu haline dönüşmesi ve Rusya'nın "Şark Vilayetleri"ne yönelik emellerini açıkça ifade etmesi ve işgal hazırlıklarına başlaması üzerine Osmanlı Devleti, bölgede "asayişin temini, Ermeni şaki ve katillerin tedip edilmesi ve Rus işgaline karşı" halktan silahlı güçler oluşturmayı kararlaştırdı.


Alayların kuruluş sebepleri

Resmi kaynakların dışında, Hamidiye Alaylarının kuruluş gerekçeleri farklılık arzetmektedir. M.S. Lazarev, Kürdistan ve Kürt Sorunu (Jîna Nû Yayınları) isimli kitabının 151. sayfasında alayların kuruluş gerekçesini şöyle açıklamaktadır:
"Hamidiye alayları ile, Kürtleri Rusya karşısında güçlü bir askeri siper, İran'a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biri de, Kürt 'başıbozukları'nın önünü almak, Kürtleri Türk idari makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmaktı. Bununla birlikte, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu."

Sovyet Rusyası döneminin resmi Kürt ayrılıkçı propagandisti ve Moskova Üniversitesi Kürt Enstitüsü Başkanlarından Dr. Celile Celil ise Moskova'da Kürtçe olarak yayımlanan Jiyana Rewşenbiri û Siyasiye Kurdan isimli kitabının 24. sayfasında Lazarev, "Sultan Abdülhamid'in Kürt hareketini susturma, güçten düşürme ve dumura uğratmada Hamidiye Alayları'nın önemli rol oynadıklarını" ileri sürmektedir.

Hayat Tarih Mecmuası'nın Temmuz 1976 sayısının 48. sayfasında Nihat Gültepe de alayların kuruluş sebeplerini şöyle sıralıyor:
"Hamidiye Alaylarının kurulması ile şunlar amaçlanmıştı: Askeri disiplin içine alınan aşiretlerden Doğu Anadolu için kolluk kuvvetleri olarak faydalanmak, düzenli süvari birlikleri oluşturularak, muhtemel bir Rus işgaline karşı elde hazır kuvvet oluşturmak, dış tahriklere kapılan ve isyana kalkışacakları açık olan unsurları yola getirme, aşiretleri iskân ettirmek ve bunları medenileştirmek; onları disiplin altına alarak eğitmek, aşiret kavgalarına son vererek bu yöredeki bütün potansiyeli devlet lehine kullanmak, bu vesile ile yol, köprü, okul binaları vs. yaparak Doğu Anadolu'nun imarına çalışmak."

Yılmaz Öztuna ise Büyük Türkiye Tarihi (Ötüken Yay. 1983) isimli kitabının 181. sayfasında konu ile ilgili olarak şunları söylüyor: "Hamidiye Alayları vasıtasıyla Kürtlerin Ermenilere karşı kullanılmasıyla hem Türk askeri birliklerinin gerilla savaşında yıpratılmadığını, hem de Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu."

Enver Ziya Karal ile Bayram Kodaman konu ile ilgili olarak şu ortak görüşü savunuyorlar: "Hamidiye Alaylarıyla, asayişin bozulmasına neden olan aşiretlerin denetime alınması, Ermenilerin hareketlerine karşı durulması, olası bir Rus-Osmanlı savaşında aşiretlerin Ruslara karşı kullanılması, yabancı devletlerin aşiretleri kışkırtmalarının denetlenmesi amaçlanıyordu." (B. Kodaman, Sultan Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, TKAE Yay., 1087, s. 36)

Hamidiye Alaylarının kuruluşu ile ilgili değişik anlatımlar var. Bunlardan biri de Aşiret Mektebi mezunu, Hayderan aşiretinden ve ilk dönem TBMM mebusluğu yapan Hasan Sıddık Hayderanî ise "Hamidiye Alaylarından Köy Koruculuğuna" kitabında (Medya Güneşi Yay. İst. 1992, s. 54) şöyle anlatıyor: "Sultan Abdülhamit'in fikir ve düşüncelerine önem verdiği, Şeyh Şamil'in torunlarından Müşir Mehmet Zeki Paşa, Van, Erzurum ve Bitlis taraflarına yaptığı bir seyahat dönüşünde Padişahın 'Anadolu'yu nasıl buldun' sorusuna şu cevabı verir: 'Padişahım, Anadolu her bakımdan tamamen ihmal edilmiştir. Hududumuzun öbür tarafındaki Moskoflar ise, bize örnek teşkil edecek derecede gayret göstermektedirler. Mesela bir Kazak teşkilatları var ki, hakikaten örnek alınmağa değer. Ruslar, hudutları içindeki aşiretlerden çok istifade ediyorlar. Bunları silah altına almıyorlar ama, yılda birbuçuk ay belli bir yerde topluyorlar, telim ve terbiyeye tabi tutuyorlar ve sonra hepsini yine serbest bırakıp evlerine gidiyorlar. Bağ, bahçe ve tarlalarında, sürülerinin başında çalışma imkanı veriyorlar."

Hamidiye Alayları (2.Bölüm)



Önce alay sonra nizamname

M. Zeki Paşa'nın bu raporundan hemen sonra Padişahın emri ile İbrahim ve Kerim paşaların öncülüğünde Hamidiye alaylarının kuruluşuna başlandı. Hamidiye Alaylarının nizamnamesi yayımlanmadan kurulur. Bu alaylarla ilgili ilk yasal düzenleme 1891, ikincisi 1896 ve son düzenleme ise 1910 yılında yapıldı. Ancak son nizamname, İttihat ve Terakki Partisi iktidarında yapıldığı için "Hamidiye" adı nizamnameden çıkarılarak "Aşiret Hafif Süvari Alayları Nizamnamesi" şeklini aldı. Şunu hemen belirtmekte fayda var, 1911 ve 1912 yıllarında iki nizamname daha çıkarıldı. Ancak bu nizamnameler genele teşmil olmayıp sadece belirli birimlerle ilgilidir. 1890 yılında Müşir Zeki Paşa'nın çabaları ile kurulmaya başlanan Hamidiye Alayları'na ilişki ilk matbu nizamname, Rumi 1308 (M.1891) yılında çıkarıldı. Sultan Abdülhamid döneminde alaylarla ilgili son kanunname ise 1896 yılında yayımlandı. İttihat ve Terakki iktidarından sonra çıkarılan yeni nizamnamelerde bu alaylardan "Hamidiye" adı kaldırılacak ve "Aşiret Süvari Alayları" denilecekti.


HAMİDİYE ALAYLARI KANUNU

Rumi 1308 yılında yayımlanan 53 madde ve bir de son bölümden oluşan Alay Nizamnamesine göre, o güne kadar askere gitmeyen aşiretlerden Hamidiye Süvari Alayları'nın oluşturulmasında kullanılacakları belirtiliyor. Alaylarla ilgili kanunname Başbakanlık Arşivi, Yıldız Evrakı, Kısım 37, Evrak no. 47/27, Zarf 47, Katrton 113'te bulunuyor ve tam adı, "Tenkisat-ı askeriye cümlesinden olarak Hamidiye Süvari Alaylarına dair Kanunnâmedir." Kanunun 2. maddesine göre, kurulacak alaylar 4 bölükten az, 6 bölükten fazla olmayacaktır. Her alay en az 512, en az 1152 kişiden oluşacaktı. 3, 4 ve 5. maddelere göre büyük aşiretlere bir ve birden fazla, küçük aşiretlere ise birkaç bölük kurma hakkı veriliyordu. Bu maddelerde en dikkat çekici nokta, "küçük aşiretlerin alay kurmak ve eğitim için biraraya gelmesi kesinlikle yasak"lanıyor ve sadece savaş halinde merkezi hükûmetin veya ordu kumandanının lüzum görmesi halinde birleşmelerine izin verilecekti. Hamidiye Süvari Alayları'nı oluşturacak erkekler üç kısma ayrılıyordu: 17-20 yaş arası "ibtidaiye" (başlangıç), 20-32 yaş arası "nizamiye" (ilk askerlik evresi), 32-40 yaş arası "redif" (ikinci askerlik devresi) sınıfına dahil olacaklardı. Her alaydan iki çavuş, Ordu-yı Hümayun merkezine gönderilerek "Mektep Alayı"nda eğitime tabi tutulacak ve sonra İstanbul'da veya başka yerde iki yıl hizmet yaptırılıp terfi edilerek alaylara gönderileceklerdi. Ayrıca her alaydan bir çocuk seçilerek İstanbul'a gönderilecek ve orada "Süvari Mektebi"nde eğitim gördükten sonra mülazım (teğmen) rütbesi ile memleketine; alayına dönecekti. Hamidiye Alayları bizzat kendileri elbise, hayvan ve eyer takımlarını temin edecekler; tüfek, cephane ve stoklarını devlet verecekti.
Hamidiye Alayları kimlerden oluşuyor?

Hamidiye Alayları ile ilgili kanunnamede bütün konular detaylı olarak belirtilmiş ve yasal boşluk bırakılmamıştır. Kanunun 19. maddesi ise alayların hangi halklardan oluşacağına dairdir:

"Asâkir-i Hâmidiye Süvari Alayları Türkmen ve Karakalpak ve Kürt ve Arab aşâirinden mürettep olduğundan bu akvama (kavimlere) mensup olanlardan her birinin mensup olduğu kabâil (kabileler) ve eşâirin iktiza edegeldikleri (giydikleri) şekil ve kıyafette bulunması münasip ve muvâfık olacağından şimdilik üç nümune intihab olunmak.. şarttır. Üzerlerinde ahâli-yi sâireden fark olunacak surette alayın isim ve numarası yazılı bir alâmet-i fârika bulundurulacaktır."​



Hamidiye Alayları (3.Bölüm)



İstanbul'da Aşiret Mektebi

Alayların subay kadrosu ise, İstanbul'daki Süvari Mektebi'ne alınan aşiret çocuklarından oluşturulacaktı. Bunların yeterli olmadığı durumlarda ise aşiret "ümerâ ve rüesâsından" atanacaktı. Fakat eğitimler için nizamiye süvari alay subaylarının tayin edileceği belirtiliyordu. Ayrıca, savaş birliği olan alay ve bölük komutanlarının mutlaka ordudan, diğer subayların (kaymakam, binbaşı, kolağası, vb.) ise aşiret ilerigelenlerinden olması karar altına alınmıştı.

Devlete yaptıkları hizmetler "takdire şâyan" ise,"irâde-i seniyye" ile miralay (albay) rütbesine terfi edeceklerdi fakat yardımcısı mutlaka nizamî (ordu mensubu) bir subay olacaktı. Böylece alayların devlet tarafından kontrolü daha da kolaylaşacaktı. Alay kanunnamesinde bölüklerin yapısı da şöyle tayin ediliyor:

Her bölük 4 takımdan, her takım da 32 neferden az, 48 neferden fazla olmayacaktı. Alaya alınan herkese devlete, şeriata sadakat yemini ettiriliyordu.
Alay mensuplarından herhangi biri köyünde veya evinde bulunduğu zaman, başka bir ile gideceği zaman kendi zabitinden izin almak zorundaydı. Her fert, mensubu bulunduğu aşiretin geleneklerine uygun, fakat tek tip elbise giyecek, üzerinde ise bağlı bulunduğu alayın işaret ve numarasını bulundurması mecburi idi. Her alay mensubu bineceği atını ve takımlarını kendisi temin etmekle yükümlüydü ve atlarda mutlaka alayın damgası olacaktı.

Seraskerlik süvari denetimi altında bulunan alayların bütün subay ve komutanları alay mensuplarından temin edilecekti. Silah altında iken işlenen suçlarda askeri kanunlar uygulanacaktı. Eğitimlerinde emredilen yerlerde zamanında bulunmayanlara suç derecelerine göre idama kadar varan cezalar verilebilecekti. Alaylara girmek için hiç kimseye cebri uygulama yapılmayacaktı.





Alayların eğitim şekli

Hamidiye Süvari Alayları'nın görev ve eğitimlerini düzenleyen madde 1911 tarihinde yayımlanan nizamname ile daha modern hale getiriliyordu. "Cerad Nizamı" denilen bu talimat, alaylardan daha iyi faydalanabilmek için bazı yabancı ordularda kabul edilen manevra ve savaş düzeninin Aşiret alaylarına uygulanmasını öngörüyordu.

Buna göre, ordu tarafından desteklenen ve yönetilen alayların görevi düşman süvarisinin yanaşık düzendeki "kıtaatını" dağıtmak, düşman keşif kollarına güçlük çıkarmak, düşmanı yanıltmak, oyalamak, baskın yapmak ve çekilen düşmanı takip etmekti.

1912 yılında yapılan küçük bir değişiklikle Aşiret Alayları birleştirilecekti. Mevcut 66 Hamidiye alayı yerine 4 fırkada birleşecek 24 alayın oluşturacağı tahmin ediliyordu.
Bu fıkralara ancak evinde eyerli bir savaş atı bulundurmak yükümlülüğünü kabul edenler kayıt yapabileceklerdi. Alaylılar, her yıl eğitim kamplarına alınacak ve eğitimleri yenilendikten sonra kendilerine silah dağıtılacaktı.

Yeni nizamname ile birlikte merkezi otoritenin kontrolü daha etkin hale getirilecek ve düzenli ordu subaylarının kumanda etmesi şartı getiriliyordu. Aşiret ileri gelenleri ise bu subaylara muavinlik yapacaklardı. Takım komutanı sayısı ikiye çıkarılıyor ve biri düzenli ordudan diğeri aşiretten atanıyordu.

Sivas civarında Karakalpak aşireti tarafından kurulan 40. alay, hiçbir liva ile bağlantısı olmadığından Sivas'ta bulundurulacak süvari bölüğünün yardımıyla Sivas Kumandanlığı'nın denetimi altında askeri ağitim yapmaktan başka hiçbir faaliyeti olmamıştır. Aynı olay Tutak'ta da gerçekleşmiştir. Azeri göçmenlerden kurulan bir "Hamidi birlik" hiçbir varlık gösterememiş, sadece kaza merkezinde jandarmanın kontrolünde konuşlandırılmıştır.


Hamidiye Alayları (4.Bölüm)



Aşiret ve alayları

Bayram Kodaman, "Sultan II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası" isimli kitabında Hamidiye Alayları ile ilgili dikkati çeken bir belgeyi yayımlamış.
Müşir Şakir Paşa'nın Anadolu Müfettiş-i Umumisi sıfatıyla 1895'te bölgede yaptığı incelemeler sonucunda, beraberinde bulunan Zeki Paşa ile birlikte Sultan Abdülhamid'e çektikleri telgraf, oldukça önemli bir belgedir.

Bu belgede livaların oluşturuldukları ve kuruldukları yerlere dikkat ettiğimizde, Sultan Abdülhamid'in çok ince bir strateji ile Rusya ve İran'dan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi "tez elden bertaraf" etmeyi hedeflediği görülmektedir. Livalara mensup alay sayısı beş ile dokuz arasında değişmekteydi. Viranşehir'deki Milli ve Malazgirt'teki Husnanlı (Hasenan) aşiretleri beşer alayla, Haydaranlı aşireti yedi alayla en güçlü aşiretler olarak başı çekiyorlardı.

Şakir ve Zeki paşalar telgraflarında, güç ve nüfuz sahibi aşiret reisleri Bab-ı âlide çok güçlü ilişkilere sahip oldukları belirtiliyordu.


SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'IN SUÇLAMALARA VERDİĞİ CEVAP

Sultan Abdülhamid Han, Hamidiye Alayları ile ilgili eleştirilere, Dergâh Yayınları tarafından 1984 yılında yayımlanan "Siyasi Hatıratım" isimli kitabında şöyle cevap veriyor: "Kürt alaylarını teşkil ettiğim için Avrupa gazeteleri acı tenkidlerde bulunuyorlar ve bu teşkilat meydana geldiğinden beri Kürtlerin, Şark vilayetlerindeki Ermenilere daha vahşice davrandıklarını iddia ediyorlar ve bizim tarafımızdan teşkilâtlandırılan bu kürtlerin istiklallerini ilan etmek için bize karşı isyan edeceklerinden endişe ettiklerini söylüyorlar. Anlaşılan gazeteler mevzu arıyorlar, bu sebeple de yalan yanlış her şeyi yazıyorlar. Muhabirler, Kürdistan'daki vaziyeti Beyoğlu'nda oturdukları rahat köşelerini terketmeksizin, ancak Ermenilerin görüş zaviyesine göre mütalaa ediyorlar."



HAMİDİYE ALAYLARININ BULUNDUĞU YERLER

Hamidiye Alayları'nın kuruluşu iki bölgede gerçekleştirilecekti. Birinci bölge, Rusya ile sınır olan Erzurum-Van arası, ikinci bölge ise Mardin-Urfa hattının kuzey kısmında kuruluyordu.

Sultan Abdülhamid'in emri ile Erzincan'ı merkez üs olarak kullanan 4. Ordu Kumandanı Müşir Mehmet Zeki Paşa, 1891 yılı ilkbaharında Mirliva (Tuğgeneral) Mahmud Paşa'yı Van, Malazgirt ve Hınıs taraflarına göndererek alayların örgütlemesini başlattı.

Fahrettin Altay'ın "10 Yıl Savaşı ve Sonrası" isimli kitabında anlattığına göre, 1896 yılına gelindiğinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin hemen tümünde yüz civarında Aşiret Alaylarının kurulduğunu belirtiyor. Buna mukabil başka kaynaklar ise yüzün üstünde alayın kurulduğunu iddia ediyor.

1897 tarihli 13. "Salname-i Vilâyet-i Erzurum"da bu bölgede şu alaylar bulunuyordu: "1, 2, 3, 4 ve 7. alaylar Tutak'ta (Bugün Ağrı ilimizin hudutları dahilinde bulunan bir ilçedir), 4. Alay Eleşkirt'te, 5, 6, 11 ve12. alaylar Karakilise'de (bugünkü Ağrı), 8. Alay Hasankale'de, 9, 37 ve 38. alaylar Bayezid'te (bugünkü Doğu Beyazıt), 10. Alay Diyadin'de, 26, 29, 32 ve 35. alaylar Hınıs'ta, 34. Alay Tekman'da, 36. Alay Kiğı'da" bulunuyordu.

Hamidiye Alayları (5.Bölüm)




Hamidiler ve Ermeniler

Osmanlı-Rus Harbi'nden önce Ermeni komitacıların bölgede başlattıkları terör, tedhiş ve katliam olayları, Hamidiye Süvari Alyları'nın sınanmasına sebep oldu.
Erivan ve Osmanlı sınırlarına yakın diğer Rus illerinde askeri eğitimden geçirilen Ermeniler kafileler halinde Türkiye'ye geri dönüyorlardı.

Üçüncü Liva Birinci Alayı kumandanı Abdülmecid Bey'in torunu Muhyeddin Bey'in anlattığına göre, Ermeni komitacıların bu çalışmaları pervasız hale gelmişti:

"Her sene son baharda yöremizden, Bitlis'ten, Tatvan'dan Siirt'ten Ermeni gençler kafileler halinde Sınırı geçip Erivan'a gidiyorlardı.

"Bizim hafiyelerin yaptıkları tesbitlere göre bu gençler Erivan'da silahlı eğitim alıyorlarmış. Van, Bayezid ve diğer yerlerdeki ecnebi sefarethanelerindeki casusların da kışkırtmalarıyla Ermenilerin silahlanmaları ve Kürtlere yönelik terör eylemleri şiddetini arttırmış, adeta katliam haline dönüşmüştü. Ermenilerin bu eylemleri öyle bir hale geldi ki artık Kürtlerin namuslarına ırzlarına tecavüze vardı. Bunun üzerine Kürt Hamidiye Alayları mensupları eylemlere karşı harekete geçtiler.
"Bildiğim en son olay, Rus harbinden bir süre önce Erivan'dan dönen yaklaşık 300 civarında Ermeni silahlı milis birliği Köşk, Şeme (Geçimli), Mirze (Ocakbaşı) köylerinden geçip Kertevin dağlarına yerleştikleri haberi geliyor. Bu haber üzerine dedem (Kaymakam Binbaşı Abdülmecid Bey), Malazgirt ve Hınıs'tan gelen Hamidiler, Ermenilerle bu hatta çatışmaya girdiler. Çatışma bir hafta sürmüştü."


Aşiret reisinin oğlu Kabataş'ta

Sultan Abdülhamid, Hasenanlı aşiret reisi Mustafa Bey ile hafiyeler aracılığı ile görüşüyor ve Mustafa Bey'in Kabataş Leyli Meccanisi (Kabataş Yatılı Lisesi)'nde okuyan oğullarından Kulihan Bey'e Maarif Vekaleti'nin verdiği aylık 60 kuruş maaşın haricinde kendisi de düzenli olarak harçlık ve kıyafet gönderirdi. Ayrıca Mustafa Bey'in en küçük oğlu olan Kolağası Kerem Bey'in Ermeni katliamcılara (Hınçak ve Taşnak komitacılar) karşı yaptığı başarılı operasyonlardan dolayı bir kama, kendi mührünü taşıyan gümüş tütün tabakası ve fildişinden bir doksandokuzluk tesbih hediye göndermişti.


AŞİRETLERİN LİSTESİ

Şakir ve Zeki paşaların Sultan Abdülhamid'e gönderdiği telgrafta belirttiklerine göre aşiretlerin isimleri şöyledir:

Birinci Liva
Merkez: Karakulliya
Zilan Aşireti, Karakalpak Aşireti Ademanlı Aşireti, Hayderanlı Aşireti Celali Aşireti,

Şazili Aşireti İkinci Liva
Merkez: Hınıs

Cemdanlı Aşireti, Cibranlı Aşireti Zirkan Aşireti Üçüncü Liva
Merkez: Malazgirt

Sipkanlı Aşireti, Karakalpak Aşireti Husnanlı (Hasenan) Aşireti Dördüncü Liva
Merkez: Erciş

? (aşiret adı okunamamış) Haydaranlı Aşireti Beşinci Liva
Merkez: Başkale
Mukri (Muqri) Aşireti Milan Aşireti, Şemsıki Aşireti Şukufti Aşireti, Takuri Aşireti

Altıncı Liva
Merkez: Mardin
Milli Aşireti, Karakeçi Aşireti, Tay Aşireti, Miran Aşireti Ertuşi Aşireti

Yedinci Liva
Merkez: Ruha (Urfa)
Kays Aşireti, Berazi Aşireti

Hamidiye Alayları (6.Bölüm)



İttihat ve Terakki Fırkası'nın yönetimi devralmasından sonra oluşturulan totaliter rejim şarkta da yoğun bir şekilde hissediliyordu. İttihatçı subayların otoritelerini hissettirmek için keyfi olarak bazı aşiret ilerigelenlerini tutuklaması ve Ermenileri hoş tutmak için Kürt nüfusu silahsızlandırırken Ermenilerin serbest silah taşımalarına izin veriyorlardı. Bu durum yalnız Hamidi olan Kürtler değil diğer Kürt nüfusu arasında da huzursuzluğa sebep olmuştu. Çünkü Ermeniler, yeni yönetimden böylesine destek almalarından dolayı Kürtlere yönelik baskılara yeniden başlamış ve savunmasız insanların faili meçhule kurban gitme olayları sıklaşmıştı.

İttihat Terakki yönetiminin bu tutumu sadece Ermenilere şirin gözükmek için yaptıklarını düşünmek eksik olur. Çünkü aynı dönemde İstanbul, Bağdat ve Kahire merkezli Kürt ayırımcılığı, Şarkta da etkisin göstermişti.


Kafkasya'da Osmanlılara karşı harb eden ve girdikleri mahallelerde zulüm yapan Hınçak Gönüllü çetelerinden bir grup. Kaynak Ermeni -İzk gazetesi 2 Mart 1915-



Ermeniler silahlanıyor

İttihatçıların 1909 Adana olaylarını bahane ederek Komitacı Ermenileri koruması, buna mukabil Kürtlere baskı yapması üzerine halk arasında gelişen huzursuzluk 4. Ordu Komutanı Mareşal Tatar Osman Paşa'nın Temmuz 1911'de "Harbiye Nezareti"ne gönderdiği telgrafta açıkça belirtiliyor:

"Hükûmet memurları ve mahkemeler nezdinde, beraat asıl olduğu halde, kendilerine verilen her konuda ilk önce Kürtlerin suçlu ve Ermenilerin de suçsuz oldukları yolunda zanlarını belli edecek biçimde konuştuklarından, nereye ve kime başvurulacak olursa olsun, haklarını korunamayacağına ve sağlanamayacağına Kürtler ve özellikle başlarınca inanılmış görünüyor...
Gezim süresinde hiçbir Kürtte silah görmedim. Fakat köyler ve hatta şehirler içinde bile Ermenilerin serbest serbest silah taşıdıklarını gördüm...
(...)
Sonuç olarak, Kürtlerde son derece bir umutsuzluk ve korku, Ermenilerde avukatlıkla karışık bir şımarıklık ve taşkınlık hüküm sürmektedir." (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 3, s.126)

Bu ve buna benzer olayların yanısıra, gelişen ulusçuluk hareketi ve bu hareketlerin bölgede bulunan Rus, İngiliz, Fransız ve hatta Alman sefarethanelerindeki ajanlar tarafından ajite edilmesinin yanısıra alaylarda başgösteren başıbozukluk üzerine İstanbul'a her gün şikayet dilekçe ve telgrafları gidiyordu.
Hamidiye Alayları (7.Bölüm)



Alayların başarılarından iki örnek

Yayımlanan kanunla birlikte görev, sorumluluk ve yetki alanı belirlenen alaylar, örnek alınan Rus Kazak Süvarileri ile ilk karşılaşmalarında onlara ağır darbeler indirerek yeneceklerdi. 1893 Osmanlı-Rus Harbi'nde bu alaylar yalnız Kazak Süvarileri değil, güçlü çarlık ordusunun karşısında da inanılmazı başaracak ve "gerilla taktikler" ile "Nigaro'nun Çocuklarını (Çarlık ordusu kast ediliyor) perişan ediyorlardı."

Bu alayların Hınıs, Karayazı, Göksu ve Tekman yöresinde kurulan Hasanan aşireti reisi Kolağası Kerem Bey, gerilla taktikleri ile Rus ordularının bölgede tutunmasına engel olacak ve Ermenilerin yapacağı katliamlarını tamamen önlüyordu. Rus orduları Diyarbakır'a doğru ilerlemesine rağmen Kerem Bey'in alay bölgesine girememesi ve her denemesinde ağır darbeler alarak geri çekilmesi mahalli askeri zaferlerin nişanesidir.

Bir diğer müşahhas örnek ise Patnos'ta kurulan ve Kör Hüseyin Paşa'nın kumandasındaki alayın mensubu Abdülmecid Bey ile ilgilidir. Gerek 93 harbi ve gerekse 1. Dünya Savaşı sonrasında yaptığı başarılı çatışmalardan dolayı "Kaymakam Binbaşı" rütbesi ile taltif edilen Sipkan aşireti reisi Abdülmecid Bey'in Tutak kazasında, yanında 6 tane süvarisi ile birlikte bir Rus topçu birliğini dağıtıp toplarını alması olayı Hamidiye Alaylarının yaptığı çalışmalarının bir diğer örneğidir.


Adım adım sona doğru

İsveç, Rusya, Belçika, İngiltere'nin baskısı üzerine 1908'in sonunda toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi, beklenilenin aksine Hamidiye Alayları'nın dağıtılmasına karar vermedi. Meclis'in Alaylar konusunda toplandığını öğrenen aşiret liderleri, bunu kendilerine yapılmış bir saldırı olarak gördüklerini beyan ettiler. Bu yüzden alaylar ile düzenli ordu arasında ilişkiler kopma noktasına geldi. İttihat Terakki yönetiminin Alayları ordu saflarına kaydedilmesi kararı ortalığı daha da gerginleştirdi.

Diğer aşiretler arasında yaşı dolayısıyle bir saygınlığı bulunan Haydaranlı aşireti Reisi Kör Hüseyin Paşa bu duruma karşı şiddetle çıktı.

1909'un başlarında alaylar yavaş yavaş silahsızlanmaya başladılar. Haydaranlı aşireti reisi Kör Hüseyin Paşa'nın tutuklanması alaylarla İttihat ve Terakki rejimini tamamen karşı karşıya getirdi. Hüseyin Paşa cezaevinden çıktıktan sonra bütün askerlerini alıp İran'a göç etti. Akabinde 1913 yılında Musul bölgesinde aşiret alaylarının başını çektiği Kürt isyanı başladı. 1914'te de Bitlis'te Mela (Molla) Selimin önderlik ettiği bir isyan meydana geldi.


Abdulhamid'e bağlıydılar

Mela Selimin diğer aşiret reisleriyle yaptığı gizli mektuplaşmalarda dikkati çeken en önemli husus, Bunlar (İttihat Terakki yönetimi) memleketi ecnebilere satıyorlar ibaresidir. Buradan da anlaşılacağı üzere bölgedeki isyanların esas hedefi devlet değil İttihat ve Terakki rejimidir. Zaten, velinimetleri olan Sultan II. Abdülhamid'in İttihatçılarca devrilmesi, aşiret alayları için yeterli bir savaş sebebiydi.
Mete Tunçay, Türkiye'de Tek Parti Düzenin Kurulması isimli kitabının 112. sayfasında konuyla ilgili şunları kaydetmektedir:

1928 yılında yayımlanan "Türkiye Cumhuriyetinde Müdafaa-i Milliye Teşkilatı" başlıklı yazıda her nizamiye süvari fırkası 3 ila 4 süvari alayıyla bir süvari topçu taburundan, her aşiret fırkası 4 süvari alayından mürekkeptir deniliyor.
Ağrı isyanları ile birlikte tamamen fonksiyonsuzlaşan Hamidiye Alayları, büyük çoğunluğu silahsızlanmış, yalnız Alay kumandanları ve subaylara emeklilik maaşı veriliyordu.
Şeyh Said isyanına katılan akraba Hasenan ve Zirkan aşiretlerinin (en çok alayı bulunan aşiretler) İran'a sığınması ile birlikte fiili olarak Hamidiye Alayları dönemi bitti. İsyana katılmayan diğer aşiretlerin subay ve paşalarının emeklilik maaşları 1950'li yıllara kadar eşleri tarafından alınıyordu. Eşlerin ölümüyle birlikte Hamidiye Alayları devri tamamen bitti.
Hamidiye Alayları (8. ve Son Bölüm)




Hamidiye Alayları'nın sonu

1985 mayısında eski Hamidilerle devlet yetkilileri temasa geçti. Helikopterle merkezi Diyarbakır'da bulunan 7. Kolorduya götürülen Tahir Adıyaman, Hacı Öter Ebubekir Aydemir ve Kökel Özdemir, burada kolordu komutanı Korgeneral Kaya Yazgan ile görüşüp anlaştılar. Ve aşiret reislerine Kur'an-ı Kerim'e el bastırılıp talak-ı salise attırılarak yemin ettirildi.


Hamidiye'den koruculuğa

Ancak 1984'te PKK'nın bölgede başlattığı silahlı hareket üzerine, Hamidiye Alayları benzeri bir yapılanma gereksinimi duyuldu. Nisan 1985 Tarihinde Köy Kanunu'nun 74. Maddesine eklenen iki fıkra ile Köy Koruculuğu sistemi kuruldu.

Devlet yetkilileri, 1985 Mayısında eski Hamidilerle temasa geçti. Beytüşşebap-Çeman yolu üzerinde Aşağıdere köyü muhtarı Mehmet Dereli'nin evinde Jirki aşireti reisleri ile güvenlik görevlileri bir toplantı yaptılar. Toplantının ertesi günü helikopterle merkezi Diyarbakır'da bulunan 7. Kolorduya götürülen Tahir Adıyaman, Hacı Öter Ebubekir Aydemir ve Kökel Özdemir, burada kolordu komutanı Korgeneral Kaya Yazgan ile görüşüp anlaştılar. Ve Aşiret reislerine Kur'an-ı Kerim'e el bastırılıp talak-ı salise attırılarak yemin ettirildi.

Daha sonra irtibata geçilen bazı aşiretler koruculuğu kabul ederken, bazıları da yüzyılın ilk çeyreğinde kapanan defteri bir daha açmadılar.


HAMİDİYE ALAYLARI VE BAZI SAVAŞLAR

I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Hamidiye Alayları çok az bir fire ile devletin yanında yer aldılar. Osmanlı devleti saflarında savaşa katılan aşiret birliklerinin toplamı 30 alaydan oluşan 4 tümen ve 1 yedek tugayıdır. Bu arada Aşiretlerin her iki Balkan Savaşı'na katıldıklarını ve gösterdikleri muvafakıyetlerden dolayı ödül ve madalyalarla taltif edildiklerini, Uzunköprü'den İstanbul'a kadar halk tarafından sevgi gösterileri ve törenlerle uğurlandıklarını belirtmekte fayda var. 1915 yılında "Mektepli bir kumandan" önderliğindeki bir avuç Hamidi, Mahabad'a (bugün İran toprakları içerisinde olan bir vilayettir) ilerlediler. Rusları Tebriz'e kadar püskürtüp, daha sonra bu şehri Ruslardan aldılar.

Aynı yılda Zorlu deresinde Kazak süvarileri tarafından kıstırılan Cibranlı Halil Bey, kendisinden 10 kat büyüklükteki Kazak süvari birliğini yeniyor ve birliğin komutanını bizzat kendisi öldürüyordu. Kazım Karabekir Paşa'nın yönlendirmeleri ile Hamidiler, Rus ordusunu Kafkaslara kadar kovalamışlardı.

Hamidiye Alayları Kuvayı Milliye Hareketi'ne katılmış ve bölgelerinde önemli fonksiyonlar icra etmişlerdi.
 
Üst Alt